Benlik Üzerine: Öz Benliğime Sadık Mıyım?

Size biraz benlik kavramından bahsetmek istiyorum. Bazen hayatın içinde cevaplaması en zor soru evrenin sırrı falan değil de ‘ben kimim?’ oluyor. Sanki basitçe ve doğal olarak bilinmesi gereken bir şeymiş gibi kendimizi tanımak, bilmek, anlamak değil mi? Gerçekteyse bu o kadar kolay olmayabilir. Hatta birçoğumuz kim olduğumuzu değil; “kim olmamız gerektiğini” oynarken, içinde rahat ve huzurlu hissetmediğimiz hayatlar yaşarken buluyoruz kendimizi. Doğrular-yanlışlar, -meli’ler -malı’lar, beklentiler yükler, keşkeler pişmanlıklar, ‘öyle olsaydı böyle olurdu’lar derken liste uzayıp gidiyor. Peki ‘ben kimim’ sorusuna nasıl yanıt vereceğiz, bir ben olma halinden, benliğimizden söz edebilir miyiz? Psikanalist Winnicott’un benlik kuramına göre, true self yani gerçek benlik ve false self yani sahte benlik olarak iki farklı olma hali var. Basitçe şöyle açıklayayım; dünyaya geldiği andan itibaren çaresiz, yaşamak ve güvende hissedebilmek için bir başkasına muhtaç olan bebek/çocuk, aslında oldukça spontandır, ihtiyacına ve arzusuna göre hareket eder. Bakım verenin -yeterince iyi bir annenin- yardımına, kapsayıcılığına, onu güvende hissettirmesine ihtiyacı vardır. ‘Evet, dünya güvenilir, ben çaresiz değilim, ihtiyaçlarımı gösterdiğimde karşılanıyor, strese girdiğimde rahatlatılıyorum, tatmin ediliyorum ve güvendeyim’ hissi içinde var olabilen çocuğun benlik inşası ‘kendi ihtiyaçlarıma, istek ve arzularıma güvenebilirim, bunlar gayet doğal ve karşılığı olabilen şeyler’ gibi bir hissiyat ve güven duygusu üzerinden olur. Yani gerçek benliğine sadık yaşayabilen kişiler ‘dünyada kendi benliğimle var olabilir ve bunu açıkça gösterebilir, yaşayabilirim’ şeklinde bir var oluş gösterebilirler. Gelgelelim, ihtiyaçları ve arzuları yeterince karşılanamayan, hatta bu ihtiyaç ve arzularının kabul edilemez ya da baş edilemez olduğu hissettirilen bebek/çocuk zamanla bunlardan, dolayısıyla kendiyle olan bağından da uzaklaşır. Bilmeden bazı ihtiyaç veya arzularını kendisi de kabul edilemez olarak konumlandırır ve yerine, o sistem içerisinde daha ‘kabul edilebilir’ olan neyse onları koymaya başlar. Zamanla, bu sonradan yerleştirilmiş şeyler kendi öz benliğinin yerine geçer gibi olur. Sahte benliği belki bir çeşit maskeler bütünü gibi betimleyebiliriz. Yani kim olduğumuz, nasıl biri olduğumuz, olduğumuzu zannettiğimiz kişinin ne kadarının gerçek benliğimizi ne kadarının da sahte benliği yansıttığı, istediğimiz gibi bir hayat yaşayıp yaşamadığımız gibi sorular bir oturuşta cevap vermesi kolay sorular olmayabilir.

Psikolog Lindsay Gibson da bu sahte benlik kavramına benzer şekilde bir role self yani rol benlik kavramını kullanır; çocuklukta özellikle duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynlere uyum sağlamak için üstlendiğimiz bir rol kimliğimiz olduğundan söz eder… “İyi çocuk”, “sorun çıkarmayan”, “yük olmayan”, “herkesi idare eden” vs. Zamanla bu rol benliği o kadar içselleşir ki, gerçek ihtiyaçlarımızın ve öz benliğimizin sesini bastırmaya başlar. Neyse ki gerçek benlik ya da öz benlik kaybolmaz; sadece sessizleşir. Ve yeniden görünür olması, genellikle dürüstlük, biraz cesaret ve şefkatli bir içsel alan ister. Rol benliğimiz hayatı idare etmek için bize zamanında çok yardım etti, evet… Ama yetişkinliğin iyileştirici yanı, artık kendi gerçeğimize geri dönebilecek olmamızdır. Bunun için de size Lindsay Gibson’ın kitabından alıntıladığım birkaç egzersiz önerim olacak. Kendinizi merak ediyorsanız ve hangi benliğinizin nasıl yansımaları olduğunu görmek isterseniz aşağıdaki uygulamayı deneyebilirsiniz.

Egzersiz: Öz Benliğinizi Uyandırmak

Bu egzersiz öz benliğinizin daha fazla bilincinde olmanızı sağlayacak.

Sessiz, rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortama geçin.

Bir kâğıt ve bir kalem alın.

Hazır olduğunuz zaman başlayabilirsiniz.

.

Kağıdı boylamasına ortadan ikiye katlayın.

Bir yüzüne başlık olarak “öz benliğim” yazın.

Diğer yüzüne de “rol benliğim” başlığını atın.

.

Şimdi öz benliğim kısmına geçin ve şunu düşünün: “Çocukken nasıl biriydim?”

Acele etmeden ve dürüst, samimi bir şekilde yazmaya çalışın.

Bir başkası gibi olmaya çalışmadan önce nasıl biriydiniz?

Kendinizi yargılamayı ve eleştirmeyi öğrenmeden önce neler yapmayı seviyordunuz?

Eğer gerçekte olduğunuz kişi olabilseydiniz -ve para sıkıntınız olmasaydı- şu anda yaşamınız nasıl olurdu?

Dördüncü sınıfa gelmeden önce nasıl biri olduğunuzu hatırlayın.

Nelere ilgi duyardınız?

En sevdiğiniz kişiler kimlerdi ve onların hangi yönlerini severdiniz?

Boş zamanınız olduğunda ne yapmayı severdiniz?

Ne tür oyunları oynamayı severdiniz?

Sizin için mükemmel bir gün nasıldı?

Enerjinizi gerçekten arttıran şeyler nelerdi?

Bu sorularla ilgili aklınıza gelen her şeyi bir sıra gözetmeden olduğu gibi yazın.

.

.

.

Öz benliğim kısmına yeteri kadar yazdıysanız, sayfayı çevirin ve rol benliğim kısmına gelin.

Şimdi ise takdir edilmek ve sevilmek için kim olmanız gerektiğini derinlemesine düşünün.

Şu anda gerçekten ilgi duymadığınız şeylerle mi ilgileniyorsunuz?

Bunları yapmanıza neden olan şeyler nedir?

Bunları yapmak iyi bir insan olduğunuzu mu düşündürüyor?

Etrafınızda enerjinizi bitiren ve sizi tüketen insanlar var mı?

Canınızı sıkan bu şeyler için neden zaman harcıyorsunuz?

Oynamaya çalıştığınız sosyal rolünüzü nasıl tanımlarsınız?

Başkalarının sizi anlamasını nasıl umut edersiniz?

Hangi kişisel özelliklerinizi gizlemeye çalışıyorsunuz?

İnsanların sizin hakkınızda neleri bilmemesi sizi memnun eder?

.

.

.

Bu kısmı da tamamladıysanız, sizden şimdi bu kâğıdı tamamen kaldırmanızı isteyeceğim. En az bir gün elinize almayın. Ertesi gün bu posta geri dönün.

.

.

.

Kâğıdı açın, düzleştirin ve her iki tarafı da inceleyin ve karşılaştırın.

Hangi taraf ağır basıyor?

Sizce öncelikli olarak öz benliğinizi mi yaşıyorsunuz yoksa hayatınıza hükmeden rol benliğinizi mi yaşıyorsunuz?

Bu benlikleri karşılaştırmak sizde nasıl hisler uyandırdı ve değiştirmek istediğiniz bir şeyler var mı?

Bu çalışma, öz benliğinin hangi alanlarda baskın olduğunu görmeni ve öncelikli olarak öz benliğini mi yoksa rol benliğini mi yaşadığını fark etmeni sağlayabilir. Öz benliğine yakınlaşmak için neler yapabileceğini veya neye ihtiyacın olduğunu düşünebilirsin belki. Sonrasında dilersen bu çıktıları ve ötesini terapiyle de keşfedebilirsin.

 Kaynak: Gibson, L. C. (2015). Adult children of emotionally immature parents: How to heal from distant, rejecting, or self-involved parents. New Harbinger Publications.

Scroll to Top