Bir önceki yazımda psikiyatrideki tanıların ve etiketlerin yanlış kullanıldığında insan deneyimini anlamak yerine sınırlandırdığından bahsetmiştim. Bu etiketleme eğilimi sadece klinik ortamlarda kalmıyor; popüler psikoloji terimleriyle günlük ilişkilerimize ve flört dilimize de sızıyor. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz ‘lovebombing’, ‘ghosting’ ya da ‘gaslighting’ gibi kavramlar tam da bu noktada duruyor.
Lovebombing üzerinden bir örnekle açıklayayım. Lovebombing, ghosting, gaslighting son zamanlarda konuşma dilimize girmiş kelimeler. Mesela kısa bir ilişki yaşadınız ve arkadaşınıza anlatıyorsunuz “Bir süredir hoşlandığım biri vardı, başlarda bana lovebombing yaptı, sonra da ghostladı hiçbir şey anlamadım, çok kötü hissediyorum.” Kendinizi bu şekilde ifade ettiğinizde karşınızdaki aşağı yukarı ne anlattığınız hakkında bir fikir sahibi olmuştur. Ama tam neyi kastettiniz, ne yaşadınız, neyi nasıl deneyimlediniz, buralar çok açık değil. Burada tanıya benzer bir kategori kullandınız lovebombing ve ghosting kelimeleriyle. Yani “köpeğimi kaybettim, çok acı çekiyorum, başka bir şeye odaklanamıyorum, çok üzülüyorum, hiçbir şeyden zevk alamıyorum” demek yerine “köpeğimi kaybettim, depresyondayım” demek gibi. Lafınızı kısa yoldan söyleyip bir şey ifade ettiniz ama herkes için lovebombing ya da ghosting aynı şekilde mi deneyimleniyor ve anlaşılıyor?
3 “Lovebombing” Vakası
Mesela yukarıdaki cümleyi kuran üç kişi olsun, üçünden de bu durumu lovebombing ve ghosting demeden ifade etmelerini, açıklamalarını isteyelim.
A kişisi: “Biriyle tanıştım, ilk andan beri bana karşı çok ilgiliydi, hatta biraz fazla ilgili gibiydi, samimi mi yoksa abartılı bir şey mi anlayamadım. Bana çok özel hissettiriyordu, iltifatlar, hediyeler, gelecek planları, ama bir yandan da çok hızlı gibiydi tam anlayamıyordum, sanki atlı koşturuyor arkasından gibi aceleci tavırlar ve biraz da etkileme çabası var gibiydi, yine de şans vermek istedim, bana olan yoğun ilgisi kendimi iyi ve önemli hissettiriyordu. Ben biraz ilgi göstermeye ve beraber planlar yapmaya başlayınca sanki bir anda soğudu ve önceden davrandığından farklı davranmaya başladı, sanki mesajları yazan o değil başkası gibiydi. Sonra bir anda adeta ortadan kayboldu. Ne mesajlarıma ne aramalarıma cevap veriyor günlerdir. Şaşkınım ve anlam veremediğim şeyler var, gerçekten çok kötü bir his bu. Kendimi kandırılmış ya da yok sayılmış gibi hissediyorum.”
B kişisi de şöyle bir şey diyebilir: “Bir süredir hoşlandığım biri vardı, onun da bana karşı ilgisi olduğunu fark ettim. Flört etmeye başladık ve ilk buluşmada çok akıcı konuştuk, benimle ilgili merak ettiği şeyler vardı, heyecanını gözlerinden okuyabiliyordum, zaman su gibi aktı, çok güldük. Eve gittiğimde bana esprili mesajlar gönderdi konuştuklarımızla ilgili, her sabah günaydın mesajı atardı veya günün nasıl geçti diye sorardı. Hasta olduğumda telaşlandı ve bana gelip çorba yaptı. Bir süre böyle çok güzel geçti. Dün bir yurtdışı seyahatine çıktı ve ben her şey yolunda derken bu sabah ne bir arama ne bir mesaj ne bir haber var, her şey bir anda kesildi. Resmen yurtdışına gitti ve beni unuttu. Çok kötü hissediyorum kendimi.”
C kişisi de şöyle desin: “Yeni biriyle tanışmıştım ve ilk günden itibaren muazzam bir uyum yakaladığımızı hissettim. Sürekli mesajlaşıyorduk, gün içinde her anını benimle paylaşıyordu, bana çok değer verdiğini hissettiren uzun mesajlar atıyor, gelecek yaz nereye tatile gideceğimizden tutun da birlikte yapacağımız aktivitelere kadar her şeyi planlıyordu. Her şey çok hızlı ve rüya gibiydi, ben de bu tempoya ayak uydurdum. Fakat birkaç hafta sonra, ben hayatımla ilgili bir karar alırken onun fikrini sormadığımda veya kendi arkadaşlarımla vakit geçirmek istediğimde bir an soğuklaştığını ve sitem ettiğini fark ettim. Bana yaptığı o jestlerin ve yoğun ilginin aslında sevgi değil; beni kendi istediği kalıba sokmak ve hayatımın merkezine yerleşip beni kontrol etmek için yapıldığını, ilgi azaldığında çıkan o baskıcı tavırla anladım. Bir süre sonra bu yoğunluk yerini suçlamalara bıraktı ve ben kendimi geri çekince o da iletişimi tamamen kesti.”
Öncelikle bu üç kişi de durumu böyle anlattıklarında çok farklı şeyler olduğunu görebiliyoruz. Kategori aynı, deneyim farklı. Bunun yanında, bu kişiler lovebombing ve ghosting kelimelerini kullanıp geçmektense ne yaşadıklarını açıkladıklarında kendilerini ifade etmiş, belki durumu kendileri de daha net anlamaya başlamış ve duygularını hissedip paylaşmış oluyorlar. Bu durum bir daha asla lovebombing ya da ghosting demeyelim demek mi, hayır. Bu kelimelerin iletişimde ve flörtlerde, ilişkilerde bir yeri ve karşılığı var mı, evet. Ama anlatmadan, anlamadan tek başlarına yeterli değil bu kelimeler.
Tüm bunların yanında şöyle bir dezavantajı da olabilir bu etiketlerin. Mesela size duyulan aşkı, ilgiyi, özeni de lovebombing olarak kategorize etmeye başladığınızı düşünün, bu risk her zaman var. Kendinizi yaşadığı şeyden şüphe eder ve kontrolü bırakamayan, güvensiz bir noktada bulabilirsiniz. Yani hangisi gerçek ilgi, sevgi; hangisi aşırı, ayarsız ve sahte olan? Aynı depresyondaki gibi; hangisi doğal olan, gerçek üzüntü; hangisi patolojik olan? Köpeğiniz öldüğünde yaşadığınız üzüntü depresyon değil, doğal üzüntüdür, yastır. İnsan olmanın bir parçası böyle hissetmek ve “sağlıksız” değil. Depresyon diye adlandırdığınız noktada bu artık daha huzurlu ve canlı yaşamak için çözümlenmesi ve tedavi edilmesi gereken bir şeye dönüşüyor. İlişkilerde de birçok farklı dinamik vardır, sadece karşı taraf size karşı bir şey yapıyor gibi düşündüğünüzde kendinizi pasif algılayabilirsiniz ya da kendinize daha kör bir hale de gelebilirsiniz. İlişkilerse iki kişiliktir.
Sözün özü, kullandığımız tanılar, kategoriler ve etiketler işe yaradıkları kadar bazen alanı daraltıp meseleyi daha yüzeysel hale getirebilir. Hem kullandığımız dilde hem de sağlık alanında buralara özen göstermek anlamayı da anlaşmayı da anlaşılmayı kolaylaştıracaktır.
Psikolojide tanıların anlamını tartıştığım önceki yazıma göz atabilirsiniz: https://www.selminirem.com/2026/09/27/tanilar-yaniltici-mi-saglik-sektoru-taniyi-nasil-etkiliyor/